Üsküdar’da doğdu. Baba tarafından Afyon – Dinar, anne tarafından Muğla – Milaslıdır. İlkokula Buca Çaka Bey İlkokulu'nda başlayıp, Ödemiş Zafer İlkokulu'nda bitirdi. Ortaokula Ödemiş’te başlayıp Manisa’da bitirdi. Liseyi 1957 yılında babasının ölümünden sonra Ödemiş’e döndüğü için orada bitirdi. Üniversiteyi İstanbul’da okudu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ön Asya Dilleri ve Kültürleri Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Hititoloji üzerine yaptı. 1961 yılında tiyatroya, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nda başladı. 1963’te profesyonel oldu ve 50’yi aşkın oyunda rol aldı. 1975’te askerlik sebebiyle oyunculuğa ara verdi. Askerlikten sonra evlendi ve ticaretle uğraşıp, kendi işimi kurdu. 1988’de “Perihan Abla” isimli dizide birkaç bölüm rol alarak oyunculuğa geri dönüş yaptı. 1989’da BRT Kanalı'nda öğle kuşağındaki “Halk Matinesi” programının sunuculuğunu yaptı. Sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - Televizyon Bölümü'nde ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi Sinema – Televizyon ve Konservatuar bölümlerinde “Öğretim Görevlisi” olarak çalıştı. Muğla'nın Köyceğiz ilçesinde 4. Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali'ne katılan sinema oyuncusu 11 Ağustos 2009 tarihinde kaldığı otelde ölü bulundu. Aykut Oray'a Allah'tan rahmet, yakınlarına ve sanat camiamıza başsağlığı dileriz.
Ayşe Ajda Pekkan, 12 Şubat 1946'da İstanbul'da doğdu. Babası Rıdvan Pekkan deniz binbaşısı, annesi Nevin Dobruca ev hanımıydı. Babasının görevi dolayısıyla çocukluğu Gölcük'te, Amerikan askerlerinin ailelerinin arasında geçti. Modern bir ortamda ancak ailevi sorunlar arasında geçirilen çocukluk Ajda Pekkan'ın gençliğini etkileyen önemli bir dönem oldu.
Şarkıcı olmak için büyük heves taşıyan Çamlıca Kız Lisesi öğrencisi Ajda Pekkan, kardeşi Semiramis'in de desteğiyle 1962 yılında dönemin en popüler gece klubü Çatı'nın sahibi olan İlham Gencer'e ulaştı. İlk olarak seslendirdiği Mina'nın "Il Cielo In Una Stanza" şarkısıyla kendini kabul ettirdiği Çatı gece klubünde Los Çatikos topluluğu eşliğinde bir müddet sahne çalışması yaptı. 1963 yılında bir aile dostlarının teşvikiyle Ses dergisinin, sinemaya yeni yüzler kazandırmak amacıyla açtığı kapak yıldızı yarışmasına katıldı. Ediz Hun'un erkekler dalında birinci, Hülya Koçyiğit'in bayanlar dalında ikinci olduğu yarışmada, birinci seçilen Ajda Pekkan'ın profesyonel kariyeri böylece başlamış oldu. Avrupai görünümü ve cüretkar tavırlarıyla Yeşilçam'ın gözde sanatçılarından biri olan Ajda Pekkan, beyaz perdeden gelen teklifleri değerlendirmeye başladı ve 1963 yılında "Adanalı Tayfur" ile ilk kez çıktığı kamera karşısında, 1967 yılındaki son filmi olan "Harun Reşit'in Gözdesi"ne kadar baş rollerini Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Tamer Yiğit gibi sanatçılarla paylaştığı 47 film çevirdi. Ses kabiliyeti rol aldığı filmlerdeki yapımcıların da dikkatinden kaçmadı ve pek çok filminde şarkıcı rolü üstlendi ve çeşitli şarkılar seslendirdi. İlk filmi "Adanalı Tayfur"da seslendirdiği "Göz Göz Değdi Bana" şarkısı, arka yüzünde Öztürk Serengil'in seslendirdiği "Abidik Gubidik" şarkısıyla birlikte 45'lik plak olarak yayınlandı. Sinemaya başlamadan önce tanışıp şarkıcılık yapabilmesi için yardım istediği ve kabiliyetine ikna ettiği Fecri Ebcioğlu, sinema yıllarında da Ajda Pekkan'la irtibatını hiç koparmadı ve 1965 yılında kendine ait ilk plağı olan "Her Yerde Kar Var / 17 Yaşında" piyasaya sürüldü. Fecri Ebcioğlu'nun yabancı şarkılar üzerine Türkçe sözler yazarak ülkemize benimsettiği "aranjman" tarzının en büyük starı, Adamo'nun ünlü şarkısını yine Adamo gibi Fransız aksanıyla söyleyerek, yavaş yavaş ismini duyurmaya başladı.
Sahnelerden sinemaya geçen sanatçıların aksine, sinemadan sahneye geçen Ajda Pekkan, birkaç plak denemesinden sonra 1968 yılında çıkardığı "İki Yabancı" 45'liği ile aranjman dalında onbinlerce plak satarak satış rekoru kırdı. "Dünya Dönüyor", "Saklanbaç" ve "Üç Kalp" gibi üstüste çok başarılı plaklar yaptı. Bu yükselen trendin neticesinde yurtdışından davetler aldı ve Atina'daki Uluslarası Apollonia Müzik Festivali'nde 1968 yılında "Özleyiş" ve 1969 yılında "Perhaps One Day" şarkıları ile üstüste iki kere dördüncü olarak müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona'daki Akdeniz Şarkıları Festivali'nde "Ve Ben Şimdi" şarkısı ile Türkiye'yi temsil etmesi ve şarkılarının pek çok filmde fon müziği olarak kullanılması, Ajda Pekkan'ı tüm ülkede tanınır hale getirdiği gibi, ilk olarak Zeki Müren'in alt kadrosunda yer aldığı gazino sahnelerinin de aranan isimlerinden biri oldu.
Her ülkenin starlarını bünyesinde barındırmaya özen gösteren Philips firması, Türkiye'den seçtiği Ajda Pekkan'ı kanatlarının altına aldı ve kayıtları Fransa'daki stüdyolarda gerçekleştirilen, Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı şarkılarla, Ajda Pekkan'ın diğer şarkıcılardan bir adım öne fırladığı yıllar başladı. Üstüste gelen hit plaklarla Ajda Pekkan'ın sesi tüm ülkede keyifle dinlendiği gibi, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sadece müzikte değil moda konusunda da hayranlarını sürükleyen bir ikon haline geldi. "Sensiz Yıllarda", "Yalnızlıktan Bezdim" gibi şarkılarla fırtına gibi girdiği 70'lerin ortalarında seslendirdiği "Tanrı Misafiri", "Kimler Geldi Kimler Geçti", "Hoşgör Sen", "Sana Ne Kime Ne" gibi ileride birer Ajda Pekkan klasiği haline gelecek şarkılarıyla Türkiye sınırlarını zorlamaya başladı. Bu üstün performansının sonucunda 1976 yılında Paris'in ünlü Olympia müzikholünde, pek çok şarkısının Türkçe versiyonlarını seslendirdiği, dönemin ünlü Cezayir asıllı Fransız şarkıcısı Enrico Macias'la seri konserler verdi. Bir dost toplantısında Hürriyet Gazetesi sahibi Erol Simavi'nin "Ajda Pekkan'a Star demek yetmez, ancak Süperstar dersek yerini bulur." sözüyle birlikte önce sanat çevrelerinde, sonra hayranlarının arasında, daha sonra da tüm ülkede "Süperstar" ünvanıyla anılır oldu. 1977 yılında bu ünvanını ilk kez resmileştiren, o güne kadar benzeri görülmemiş bir kapak dizaynı ve prodüksiyonla piyasaya sunulan, "Kim Ne Derse Desin", "Hancı" gibi şarkıların yer aldığı albümü "Süperstar"ı hazırladı. Aynı yıl Tokyo'daki Yamaha Müzik Festivali'nde "A Mes Amours" şarkısıyla elde ettiği başarılı netice, 1970'lerin başında yurtdışında ilk olarak bir Almanca ve daha sonra birkaç Fransızca plağı satışa sunulan Ajda Pekkan'ın 1977 ve 1978 yıllarında Fransa'da ses getiren 45'lik çalışmaları yapmasına ve sonunda "Pour Lui" isimli Fransızca albümünü hazırlamasına ön ayak oldu. Halk konserleri, sahne çalışmaları ve konuk sanatçı olarak katıldığı uluslararası organizasyonlar ile başarısını pekiştiren Ajda Pekkan, 1979 yılında "Bambaşka Biri", "Haykıracak Nefesim" gibi şarkıların yer aldığı Süperstar serisinin ikinci albümü "Süperstar 2"de kariyerinin doruğuna çıktı. 70'li yıllarda defalarca yılın sanatçısı seçildiği gibi şarkıları da liste başlarından inmedi, çeşitli ödüller kazandı.
O seneye kadar, Türkiye'yi temsil etme görevinin, eleme usulüyle belirlendiği Eurovision şarkı yarışmasına 1980 yılında atama yoluyla Ajda Pekkan seçildi. İlk önce tespit edilen 5 bestecinin şarkılarının jüri tarafından 3'e düşürülmesiyle, "Bir Dünya Ver Bana", "Olsam" ve "Pet'r oil" ile Tv ekranlarında boy gösterdi. "Pet'r oil"ın Türkiye'yi temsil etmesine karar verilen gece sonunda, ülkemizde hiç olmamış birşey oldu ve henüz plağı satışa sunulmamış bir şarkı tüm halk tarafından ezbere söylenir oldu. Kulis faaliyetlerinin yetersizliği, şarkının siyasi hicivli yapısı ve yarışma gecesindeki organizasyon bozuklukları neticesinde Ajda Pekkan bu yarışmada hayal kırıklığı yaratan bir derece aldı. Süperstar'ı bir hayli küstüren bu yarışmadan sonra bir süre dinlenme kararı alıp A.B.D.'ye yerleşti. 70'lerin sona ermesiyle birlikte pop müziğin cazibesini yitirip, alaturka ve arabeske yönelindiği yıllarda "Sen Mutlu Ol" ve "Sevdim Seni" isminde hafif müzik ve alaturka sentezi iki albüm yaptı. Ancak Süperstar'ın bir türlü içine sinmeyen ve kendi isteği doğrultusunda gerçekleşmeyen, ısmarlama olarak hazırlanan bu albümler Ajda Pekkan hayranlarının beklediği renkten ve kıvamdan uzaktı. Yerli bestecilerle çalışmaktan beklediği verimi alamayan Ajda Pekkan, 70'lerde kendi önderliğinde yükselen aranjman akımına geri döndü.
"Süperstar 83 Show"uyla sahnelerde fırtına gibi eserken, en başarılı çalışmalarında yanında olan Fikret Şeneş'le birlikte çalıştığı "Uykusuz Her Gece", "Son Yolcu" gibi şarkıların yer aldığı "Süperstar 83" albümüyle yeniden gönülleri fethetti. Reklam filmleri, Tv programları, sahne çalışmalarıyla ikinci baharını yaşayan Süperstar, 1984 yılının sonlarında yapımcılarının ve yakın çevresinin ısrarıyla dönemin popüler gruplarından Beş Yıl Önce 10 Yıl Sonra ile bir albüm hazırladı. "O Benim Dünyam" şarkısıyla yeniden çıkış yakalayan Ajda Pekkan, şarkı yorumlarındaki üstün bir performansına rağmen şarkıların özensizliği ve zorlama bir albüm olmasından dolayı, yeni ekibiyle beklediği sükseyi yapamadı. 1987 yılında Ülkü Aker ve Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı "Kim Olsa Anlatır", "Yalnızlık Yolcusu" gibi şarkılarla, özel hayranları için eşsiz olarak nitelenen ancak hit şarkı eksikliği nedeniyle, fazla tutulmayan "Süperstar 4" albümünü hazırladı. Sonrasında yaptığı evlilik nedeniyle aldığı müziği bırakma kararı tüm müzik severleri üzse de, müzikten ayrı geçen günlerinde yaşadığı boşluk hissi neticesinde yeniden müziğe dönüş kararı verdiği sıralarda evliliği de sona erdi.
1989 yılının son günlerinde "Ajda '90" albümünü piyasaya sürdü. Pop müziğin çıkmaza girdiği, hatta unutulduğu günlerde "Yaz Yaz Yaz" ile ortalığı kasıp kavurdu. Yarısı yerli beste, yarısı aranjman olan bu albüm, Ajda Pekkan'ın muhteşem dönüşünün bir işaretiydi adeta. Peşi sıra başlayan Rumelihisarı konserleriyle Süperstar, sevenlerini kaldığı yerden büyülemeye devam etti. '91, '93 ve '96 yıllarında çoğunlukla yerli bestecilerle çalıştığı albümleri, sivrilen bir kaç şarkı dışında beklenen ilgiyi görmedi. 90'ların ortalarına kadarki 30 senelik müzikal kariyerinde hiç toplama albüm yapmayan Ajda Pekkan'ın, hayranlarını çok memnun etse de kendi rızası dışında yayınlanan "Hoş Görsen" ve "Unutulmayanlar" albümleri piyasaya çıktı. Çeşitli sahne çalışmalarına devam ederken 1998 yılında eski şarkılarının yeni düzenlemelerini seslendirdiği "Best Of" albümü müzik marketlerdeki yerini aldı. Yüksek satış grafiği yakalayan bu albümün devamı niteliğinde, 2000 yılında 2 CD'den oluşan "Diva" albümü piyasaya çıktı. Bu albümde Ajda Pekkan'ın eski şarkılarının yeni yorumlarının yanı sıra, "Mutlu Bütün Şarkılar" ve "Aşka İnanma" gibi iki yeni şarkı ve kardeşi Semiramis Pekkan'ın eski şarkılarından "Dert Ortağım" ile "Bu Ne Biçim Hayat"ın da Ajda Pekkan yorumları yer aldı. Büyük başarı elde eden bu albümün şarkılarından "Bir Günah Gibi", dünyaca ünlü DJ Claude Challe'nin "Buddha Bar" serisinde yer aldı. 2000 yılında Monaco'da Monte Carlo Sporting D'été müzikholü'nde dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne alan Süperstar, bir de "Prestige de la Turquie avec Ajda Pekkan" isminde videoklip hazırladı. 60, 70 ve 80'li yıllarda pek çok filmde fon müziği olarak kullanılan Ajda Pekkan şarkılarından sonra Ajda Pekkan'ın sesi, 2001 yılı içerisinde sinemalarda gösterime giren "Cahil Periler" filminde "Bambaşka Biri" ve Meksika'da yayınlanan bir pembe dizide de "Bir Günah Gibi" şarkıları ile yer aldığı filmlere renk kattı. Sadece şarkı söyleyerek kendini istediği kadar ifade edemediğini düşünen ve 60'lardaki beyaz perde macerasını yeniden tatmak isteyen Süperstar, şu sıralar çekimleri yapılan ve 2002 yılında vizyona girecek olan "Şöhret Sandalı" isminde bir sinema filminde rol almanın yanı sıra, halen İstanbul'un sayılı gece klüplerinden Catwalk'ta sahne almakta ve hayranlarının sabırsızlıkla beklediği yeni albümünün hazırlıklarını sürdürmektedir.
Nükhet Duru'nun sanat yaşamında dört aşama var.. Birincisi, şantözlük dönemi..
Şantözlük, aslında bir acemilik dönemi sayılır. Ama şantöz gelen, şantöz kalabilir.. Kendilerini geliştirmeyenler yerlerinde sayarlar. Ama bazıları vardır8, kaplarına sığamaz. Kendilerini geliştirir, yeni şeyler öğrenirler. Hırsla, itirasla, inatla, gayretle bir sıçrama yapmak isterler.
Nükhet Duru, buna en iyi örnek. Onun kendisine "şantöz" dediğimiz, ama gözündeki ışığı da görebildiğimiz acemilik dönemini çok iyi hatırlarım.. İlk kez Fuar'da sahneye çıkıyordu. Manolya Bahçesi'nde Zeki Müren'in alt kadrosunda yer almak, ama Büyük Efes Oteli'nde kalıyor olmak, çok hoşuna gitmişti. Sevecen, insanlarla çabucak dostluk kurabilen, en ufak bir kaprisi olmayan saf bir kızdı.
Çat kapı gelir, kendi çayını kendi söyler, oturup bulmca çözer, herkese takılır, am herkese de kendini sevdirirdi.
Nükhet Duru'nun bu ilk aşamasında onu kim tanımışsa şanslıdır. Komplekssiz bir güzel kızı daha yükseklerde görme isteği herkesin gönlünde oluşmuştu çünkü.
İkinci aşama, onun Ali Kocatepe ile tanışması, Ali'nin o birbirinden güzel şarkılarını geçmesi, kıscası şantözlükten sıyrılıp kalite yolunda ilerlemesidir.
Ali Kocatepe, Nükhet Duru'da gelecek görmüş ve gerçekten tüm şarkılarını ona vermişti. Nükhet Duru, her şeye açık, güzelliğini doysıya sergileyebilen, sesini en iyi şekilde kullanan, sahne şovunu kusursuz icra eden bir yıldız olma yolundaydı artık. Ali'nin şarkıları onun eşsiz yorumuyla ayrı bir lezzet olmuştu kulaklarda.
Üçüncü aşama, Nükhet duru'nun Hürriyet Gazetesi'nin o yıllardaki sahibi Erol Simavi ile tanışmasıdır. Erol simavi çapkın dam. Gönül Yazr'dan yeni ayrılmış. Nükhet duru'ya da sırılsıklam şık olmuş.
Ama ilginçtir, Simavi, onu bir altın kafese koymak yerine özgür davranması konusunda adeta teşvik etmişti.
Ama Nükhet Duru, koskoca bir gazete patronunun sevgilisi olmanın kendisine tanıdığı özeli, eski dostlarına mesafe koyarak gösterdi. Aslında o, kendini bir altın kafese koydu.
Sonra bir gün o kafesin kapısı açıldı. Nükhet duru, kendi kanatlarıyla uçtu. Yere kendi ayaklarıyla kondu. Yaşam ve sanat serüveninin dördüncü aşamasında daha güçlü olması gerektiğinin bilinciyle yoluna devam etti.
Bugünün Nükhet Duru'su bu aşamayı hala yaşıyor. O, geçmişten ders almış, bu noktaya tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş bir sanatçı artık. Şantözlük yılları gerilerde kalmış. Ses yine iyi, güzellik yine var. Müzik, sahne başarısı onun için artık çocuk oyuncağı. "Olmuş" derler ya, işte öyle bir şey.
Ermeni kökenli İrma Felekyan'la (Toto Karaca) , bir Azeri Türkü olan Mehmet İbrahim Karaca nın 5 Nisan 1945’de Ìstanbul’da dünyaya gelen ilk çocuğudur. O zamanlar Cumhuriyet tarihinin ünlü tiyatrocularından sayılan bu çift , evliliklerinde altı yıl sonra Muhtar Cem Karaca yı dünyaya getirirler. Cem Karaca için müzikle asıl buluşması 14 yaşındayken olur. .Cem karaca o sıralarda suadiyeli nesrin adında ki bir kıza aşık olur. Kızı, Johnny guitar isimli parçayla etkilemek ister. Lakin Cem Karacanın bu şarkısı Nesrinde çok annesini etkiler. Ve Toto Karca sayesinde Cem Karaca Müziğe başlar.
Cem karaca - ceviz ağacı
Cem Karcanın profesyonel yaşamı "apaşlar" grubunun solistliğini üstlenerek başlar. Bu grupla Hürriyet gazetesinin düzenlemiş olduğu Altın Mikrofon yarışmasına katılırlar. Ve söyledikleri Emrah parçasıylada dereceye girip adlarını duyururlar. Bu dönemde Cem Karaca iki kulvarda öne çıktı. Biri Pop müziğin alışılmış formlarına bağlı fakat güzel şarkı sözleriyle desteklenen yorumlar., Diğeri ise Anadolu ezgilerinin pop-rock la buluştuğu farkıl bir yorumdu. Bazı parçaların sözlerinde toplumsal gerçekler , yaşanılanlar yansıtılmaya başlandı. Tepkiler , isyanlar ve Cem Karacanın Mükemmel yorumuyla şarkılar insanlar karşısında çok yol katetti .1969 da apaşlardan ayrılan Cem Karaca Basçısı Seyhan Karabay la birlikte Kardaşlar grubunu kurar. Cem Karaca ve arkadaşları bu dönemde Anadolu Rock denilen tarzı yarattılar. Onlar bu dönemde bu kimliğe sahip çıkan tek gruptu.1972 de kardaşlar dağıldı. Cem Karca işte bu dönemde Moğollar'la buluştu. Moğollarla birlikte çıkardığı "namus belsı" albümü çok geniş kitlelere ulaştı. Rock temaları artık eskisinden dahada ağır basıyordu. Bundan sonra "Dervişan" adlı grubu kurdu. Bu dönem sanatçının en radikal müzik dönemiydi. Tamirci Çırağı ve 1 mayıs bu dönemde ortaya çıktı.
Cem Karaca'dan tamirci çırağı
Cem Karaca çalışmalarının çoğunda bu bozuk düzene isyan etti. Cem Karaca bundan sonra da "Edirdahan" grubunu kurar. Bu grupla "Safinaz" adını verdiği albümü yapar. Albüme adını veren Safinaz bu ükede yapılan ilk rock opersı olarak bilinir. Ve bu albümde Nazım Hikmet ve Ahmet Arifin iki uzun şiirini besteler Cem karaca. 1979 da yoğun baskılar sonucu Almanyaya gider. Burada ülkenin önemli orkestralarıyla çalışmalarını sürdürür. Yeni besteler yapılr. !987 de Türkiyeye geri döner. Müzik ruhundan fazla ödün vermeyen Cem Karaca , Bu dönemden sonra "Merhaba Gençler ve Her zaman genç kalanlar" , "Töre" , "Yiyin Efendiler" , "Nerde Kalmıştık" ve "Bindik bir alemete" isimli albümleri yapar. Bazı albümleri Cahit Berkay ve Uğur Dikmenle beraber yapar Cem Karaca. Ağır Roman filmindeki yeniden yorumlanmış "Resimdeki Göz Yaşları" ile yeniden gündeme oturur. Son albümünde ise Moğollar ve Kurtalan Express üyeleriyle çalışır. Birkaç şiir çalışmasında yer alır Hep Kahır şarkısını burada yeniden şiir şeklinde okur. Kahpe Bizans fiminde küçük de bir yer alan Cem Karaca bu filmin soundtrackında 3 şarkı seslendirir. Ölümünden önce son iki yılı Bar ve Konserlerde şarkı söylerek geçirdi. Cem Karaca ve Yol Arkadaşları grubuyla birçok konser verdi. Bu grubuyla beraber Murathan Mungan şarkılarından oluşan albümde Yeni Türkü'nün unutulmaz şarkısı Göç Yollarını seslendirdi, Vefatından sonra Hayvan Terli adında bir albumu çıkan Karaca'nın, 2006 yılında ise birçok sanatçının bir araya gelmesiyle ortaya çıkan Cem Karaca Mutlaka Yavrum Albumu yayına sürüldü.
Cem Karaca - Namus Belasi
Türkiyede artık bir çok şey değişti. Artık bir zamanların Radikal tutumlu insanları, bu radikal tutumundan zamanla vazgeçtiler. Cem Karaca bir söyleşisinde eskiden siyah ve beyaz vardı ama artık ben gri tonlardayım der. Ve aynı programda ben hala solcuyum ama inançlıyımda der. Cem Karaca Müzik Felsefesinden hiç ödün vermedi. Toplumsal sorunlar ve sevgi, Anadolu ezgileri hep müziğinde yer aldı. ve Bir pazar sabahı 8 şubat 2004 te solunum yetmezliği sebebiyle geçirilen kalp krizi nedeniyle aramızdan ayrıldı. Ertesi gün Cenazesinde on binlerce kişi vardı. O istememişti devlet töreni ve alkışlar... Kırgın oldugunu söylüyordu arkadaşları devlete... ve yakışır bir biçimde aramıza veda etti.
Barış Manço, 1 Ocak 1943'de İsmail Hakkı Bey ile Rikkat Uyanık Hanım'ın ikinci oğulları olarak dünyaya geldi. 1959 yılının Nisan başında Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk resmi konserini verdi. Daha önceleri kendi kendine gitar çalmayı öğrenen Barış Manço'ya, Klasik Türk Müziği öğretmeni olan annesi Rikkat Uyanık Hanım, piyano dersleri verdi. 1962 yılında Grafson şirketinden arka arkaya ilk üç 45'liğini çıkardı. Bu üç 45'liğin arasında dönemin meşhur twist şarkılarının dışında "Çıt Çıt Çedene" isimli bir türkü ve "Dream Girl" isminde kendisine ait bir şarkı yer alıyordu. 1963 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nde okumak icin Liege şehrine gitti. 1964 yılında ünlü fransiz komedyen Henri Salvador'un şirketinden 4 parçadan oluşan bir EP çıkardı. Bu dönemde Paris'in meşhur Olympia müzikholünde arkasında Franck Pourcel orkestrası ve Swingle Singers le beraber sahneye çıkan ilk Türk oldu.
Barış manço ile 7 den 77 ye atatürk'ün evini ziyareti
1966'dan 1969'a kadar Les Mistigris ve Kaygısızlar isimli gruplarla daha çok psikodelik tınılara serpiştirdiği doğu müziğiyle kendine özgü bir sound yarattı. 1969 yılında 4 ayrı ülkeden gelen müzisyenlerle "Dağlar Dağlar" isimli parçasını kaydetti. 1970 yılının sonlarına doğru Moğollar'la kısa bir süreliğine birleştikten sonra 1971 yılının sonlarına doğru ölümüne dek kendisine eşlik edecek olan Kurtalan Ekspres grubunu kurdu.
Baris Manço - Sari Cizmeli Memet Aga
Daha önce Sayan firması tarafından izinsiz olarak çıkarılan "Dünden Bugüne" isimli LP'yi saymazsak 1975 yılında ilk gerçek LP'sini hazırladı. Albümde Türkiye'nin ilk rock operalarından "Baykoca Destanı", Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılını konu alan "2023" gibi parçalar yer aldı. 1976 yılında CBS isimli firma ile anlaşma sağladı. Büyük bir bölümü George Hayes Orkestrası'yla kaydedilen "Baris Mancho" (aynı yıl Türkiye'de "Nick The Chopper" olarak piyasa çıktı) isimli albüm 1976 yılında, ilk önce Belçika ve Hollanda'da, daha sonra Fransa, Fas, Fildişi Sahilleri gibi ülkelerde piyasaya çıktı. 1979 yılında yaşadığı hastalıklar ve sorunlar sonrasında "Yeni Bir Gün" isimli albümü çıkaran Barış Manço, "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa", "Gesi Bağları", "Aynalı Kemer" gibi parçalarıyla sükse yaptı. Bu albümle başlayan başarı süreci, 1981 yılında "Sözüm Meclisten Dışarı", 1983 yılında "Estağfurullah Ne Haddimize" albümüleriyle sürdü.
Sevgili barış manço'nun hayat hikayesini birde kendisinden dinleyin
1988 yılında "Çocuk ve aileye yönelik eğitici ve eğlendirici bir dünya belgeseli" olmayı hedefleyen "Barış Manço ile 7'den 77'ye" isimli programı TRT için hazırlamaya başladı.1991 yılında devlet sanatçısı olan Barış Manço, aynı yıl bir konser için gittiği Japonya'da 16 şehri kapsayan bir turne yaptı.31 Aralık 1999'da hayata gözlerini yumdu.
Başkaldırı, başarı, aşk, mutluluk, mutsuzluk... Huysuz ve Tatlı Kadın şarkısı onun için yapıldı. 24 Temmuz 1941de yaşama veda eden Afife Jale , tarihe sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını olarak geçti. Ama onun kısacık yaşamı daha fazlasını içeriyor.
Afife Jale 1902 yılında İstanbul, Kadiköy'de doğdu. Çocukluk düşlerinde hep tiyatro vardı. O yıllar Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu yıllardı. Bu yasağa rağmen 1918'de, Darülbedai'ye (Şehir Tiyatroları) alınmak üzere açılan sınava bile girdi.
10 Kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alındılar. Refika, suflör olarak çalışmaya başladı, o da sahne gerisinde görev yapan ilk müslüman Türk kadını oldu. Diğerleri sahneye çıkamadı, tiyatroyu bıraktı. Afife ise bir yılı aşkın bir süre boyunca bütün provalara katıldı, kendini sahneye hazırladı.
1920 yılında Darülbedayi, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adlı oyununu Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks Sineması) sahneye koyuyordu. Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Benemenciyan topluluktan ayrılıp Paris'e gittiği için bu rolü yüklenecek bir kadın sanatçıya ihtiyaç vardı. Ve Afife Jale bu rol için seçildi. İlk kez Emel rolüyle ve takma bir isimle sahneye çıktı.
Onu diğer kadınlar izledi. Seniye, Şaziye Moral, Neyire Neyyir, Bedia Muvahhit, Huriye, Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadınları tüm baskılara rağmen sahnelerde yerlerini aldılar.
"Mesut olduğum ilk gece"
Afife Jale ilk sahneye çıktığı geceyi "Hayatımda mesut olduğum ilk gece..." diye tanımlıyordu: "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Ağlama sahnesinde, taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım... Alkış, alkış, alkış... Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin." dedi.
Gerçekten de Afife Jale bir fedai gibi geçirdi bundan sonraki yaşamını. Daha sonra rol aldığı "Tatlı Sır" ve "Odalık" oyunlarında hep polis baskını ve kovuşturmayla karşılaştı.
İşsizlik
Üçüncü piyesi olan Odalık'ta oynarken, polis tiyatroyu bastı. Afife makine dairesinden kaçırıldı. İlk polis baskınında arkadaşları tarafından kaçırıldı ama ikinci kez kaçamadı ve zaptiyelerce yakalandı, karakola götürüldü. "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalandı. 1921'de Darülbedeyi Yönetim Kurulu'na bir bildiri gönderildi. Bildiride Müslüman kadınların kesinlikle sahneye çıkamayacakları yazıyordu. Bu bildiri üzerine Afife tiyatronun kadrosundan çıkarıldı. Artık hayat onun için çok zorlaşmıştı. Ailesinden de baskı gördü. Hatta babası onu bir fahişe olarak tanımladı. Evden ayrılmak zorunda kaldı. Güvencesiz ve parasızdı ama tiyatro onun için bir tutkuydu ve gözü başka bir şey görmüyordu.
Hastalık
Bir yandan sağlığı da bozuktu. Şiddetli baş ağrıları vardı. Aşık olduğu bir doktor onu morfinle tedavi etmeye çalıştı. Afife giderek morfine alıştı.
Ortalık biraz durulunca yeniden sahnelere döndü, Anadolu turnesine çıktı. 1923'de de zaten Müslüman Türk kadınlarına uygulanan tiyatro yasağı kalktı. Ancak sağlığı ve uyuşturucu bağımlılığı onu sahneden uzaklaştırıyordu. 1928'de Hafız Burhan konserinde, ona tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar'la tanıştı. Birbirlerine aşık oldular, 1929'da evlendiler. Selahattin Pınar Huysuz ve Tatlı Kadın ile pekçok şarkıyı onun için yaptı. Ama evliliklerine yürütemediler, uyuşturucu bağımlılığı onları zorluyordu. 1935'de boşandılar.
Sonra da fazla yaşamadı. Dostlarının yardımıyla hastaneye yattı, yaşamının son yıllarını Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'nde geçirdi. 24 Temmuz 1941 günü henüz 39 yaşındayken yaşamı sona erdi. O istediği yaşayabilmek için çok bedel ödedi. Büyük mutlulukları ve mutsuzlukları bir arada yaşadı. Ve elbette kadınların tarihine geçti.
(1929-1988) Karikatürist Oyuncu - Gazeteci - Şovmen
Altan Erbulak 11 Kasım 1929'da Erzurum'da doğdu.Annesi,dini bütün bir ev kadını,sevecen ve hoş görülü. Babası Binbaşı .Altan'nın çocukluğu,babasının atanması ile ilgili olarak,Anadolu'nun muhtelif şehirlerinde geçti. İlk okulu hemen her yılını farklı okullarda okudu.Alıştığı arkadaşlarından kopmak onu çok üzüyordu. Orta okulu Bakırköy orta okulunda bitirip,Işık Lisesi'ne yazdırıldı.(Anılarında Işık Lisesi'nden ve çoçuklu- ğundan detaylı olarak bahis ediyor.Lütfen bakınız.)Işık Lisesi'nde başarısız olup,Akademinin resim bölümü- Ne kayıt oldu.Akademiyi bitirmeden onbaşı olarak askere gitti.Altan'nın babası da resim yapardı. Babası emekli olduktan sonra Bakırköy'de,Kartal Tepe Mahallesi Muhtarı oldu.Zengin değillerdi ama iki çocuklarını örselenmeden büyütmeyi başardılar.Altan'nın Bilgi adında bir kız kardeşi var. Bakırköy'de oturlarken Münir Özkul,Sadri Alışık ve Altan Karındaş ile,trende gidip gelirken skeçler oynar Komiklikler yaparmış.Aile arasında da tuhaflıklarını zevkle izlerlermiş.Sahneye ilk defa 1955 yılında cep Tiyatrosunda amatör olarak çıktı.aynı. yıl Altan Aşkın'la evleniyor.Kızı (altan) Ayşe Erbulak doğuyor (Ayşe bir Norveç'li evli orada yaşıyor.)1957 yılında Haldun Dormen'le tanışıyor.Bir kereliğine Küçük Sahne'de Dormen Tiyatrosu'nda Erol Günaydın ile Teyzesi adlı oyunda,kel bir uşak oynuyor ve bir daha tiyatrodan Kopamıyor.
1962 yılında Dormen Tiyatrosunda "Ayı Masalı"adlı oyunda tanışarak Füsun Şahin'le 21 Şubat 1964 te ikinci evlliğini yaptı. Bu evliliğinden 20 Ekim 1975 te Seviç Erbulak doğdu. (Şehir Tiyatrosu sanatçısı ,oda babasının yolunda dizilerde oynuyor,ödüller alıyor.) 1970 yılına kadar Dormen Tiyatrosunda profesyonel olarak çeşitli roller oynadı ve bu arada birçok oyun yönetti. Misafir olarak Münir Özkul tiyatrosun'da,1969'da İstanbul Devlet Opera Balesi'nde konuk oyuncu olarak Güngör Dilmen'in baş yapıtlarından Midas'ın Kulakları'nda 'Berber Başını' oynadı.Bir iki ay sonra Kültür Sarayı yandığında,Taksim meydanında bir saat yangını ağlayarak izledi.Onu birde yıllar sonra babasının ölümüyle oğullarının doğar doğmaz ölmeleri ağlattı.Bunun dışında limonu limonata yapan,son derece neşeli,anlayışla bir kimlik sergiledi.Pembe gözlüklüydü ama her şeyi içine attı.
1971-1979 yılları arasında Metin Serezli ile birlikte Koca Mustafa paşa Çevre Tiyatrosu'nu kurdu.Buradaki bütün oyunlarda rol alıp,bir kaçını da yönetti.Ünlü bir ikilinin o yıllarda Beyoğlu-Şişli dışında tiyatro açması ilk defa gerçekleşiyordu.İkinci bir ilk ise "Yüzsüz Zühtü" Kandemir Konduk'un oynanan ilk oyunu olması idi. 1982'deEgemen Bostancı'nın teklifi üzerine "Yedi Kocalı Hürmüz"de Kekeme berberi oynadı.Uzunca bir süre yalnız gazetecilik,karikatüristlik yaptıktan sonra Haldun Dormen'in Pangaltı'daki tiyatrosunda Necati Cumalı'nın "Her Evde Hır var"adlı oyununda görev aldı.Belli aralıklarla Maksim Gazinosunda şov yaptı. İki kez daha tiyatro kurma girişiminde bulundu.Venüs Tiyatrosu'nda Erol Günaydın ile birlikte Bit Yeniği- ni adapte edip "Bit Yeniğimi?"adı altında oynadı.Bir de Aksaray Köşe Başı Tiyatrosu'nda "Fehim Paşa konağı"nı sahneye koydu,Yedi Bela Rasim adlı kabadayı rölünüde üstlendi.Fehim paşa rölünü Mete İnselel oynadı.Salon Çevre Tiyatrosu sahibi Hasan Zengin'e aitti.1986 yılında Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı."Yanımdaki Yatak "adlı oyun bir dram sayılırdı ve orada ilk kez ciddi,dramatik bir rol oynadığı için çok mutluydu.Seyirci ilk kez kendisine gülmüyordu.1 Mayıs1988 yılında Dünyalar adlı oyunu oynadıktan sonra ertesi gün çıkacağı Almanya turnesinin hazırlıklarını yaparken aramızdan ayrıldı.Sahnede öldü diyebiliriz.
Hadi Çaman Tiyatrosu'nda "Aziz Name"oyunu yönetti ve Dekorunu yaptı. Dormen Tiyatrosu'nda "Puntila ağa İle Uşağı Matti"dekorunu gerçekleştirmiştir. Çevre Tiyatrosu'nda Teknik ekiple çalışır,baş tekniksiyen Selahattin Ustayla dekorları bir fiil sabahlara kadar boyar çakardı.Tam bir teknoloji hastası idi en son çıkan çıhazları kendisine ve tiyatroya hemen alırdı. Eskilerin alaylı dedikleri bir oyuncu idi.Ama İsmail Dümbüllü, Muammer Karaca ve benzeri ustalarla,usta çırak ilişkisini,ölünceye kadar sürdü.
Film TV Çalışmaları
Uzunca bir süre,yani 1962 yılına kadar Yeşil çam'da çok sayıda filmde rol aldı.Muhterem Nur en sevdiği film Oyuncusudur. Çitlenbik adlı birkaç bölümlük filmde yoksul,iyi yürekli köylü tiplemesiyle dikkati çekti. Feryat Filminde sonra 1960larda Filiz Akın'la film çekti.Bir filminde Gönül yazarla yatağa gireceği için sık sık yıkanır Olmuştu. TV Çalışmalarını sıralamak mümkün değil.Çok sayıda program sundu. Tatlı Yiyelim Tatlı Konuşalım bunlardan biri yanlızca.Ahmet Üstel'in yazdığı parodilerde,özellikle Atılgan Ailesinde oynadı. Egemen Bostancı'nın müzikalleri televizyonda gösterildi. Bunlardan en renklisi Sezen Aksu Aile Gazinosu İdi.Yılbaşlarında skeçler yaptı.Televizyona tutkundu. Bilen Şöför Kazanıyor Halit Kıvanç ile birlikte,uzun yıllar sundu.Bu programda moral hocası oluyordu .Soruları Halit Kıvanç soruyordu.
Gazetecilik-Karikatüristlik
1947de Her Gün gazetesinde Karikatürist olarak çalışma hayatına atıldı.Sonra sırası ile Vatan ,Yeni Sabah, Milliyet ve çeşitli dergilerde karikatür çizdi. Karikatüristlik-Gazetecilik hangisi esas mesleğim bilemiyorum Derdi.Tiyatroculuk ve gazetecilik kızları gibiydi.Dizi halinde yıllarca süren çizimlerinden bazıları: Cafer'le Hürmüz (Münir Özkul-Heyacan Başaran'dan esinlenerek.) Taş Arabası,Yuki (Orhan Boran'nın radyodayarattığı Tipi dergi olarak çizdi.) 1958 yılında ,Yeni Sabahta Gazetesinde çalışırken ,bir hafta boyunca Medrano Sirkinde palyaçoluk yaptı. Teoman Orberk bu macerayı resimlerle ölüsüzleştirdi. Bir Başka Dünya adı altında Sirkteki günlerini Kaleme alıp, karikatürledi. Anıları Nalıncı Keseri yada Ben Bir yalancıyım adlı bir kitapta topladı. Ölümünden sonra Delikır ile Kırmızı başlıklı seyirci adı altında Füsun Erbulak tarafından kendi anıları ıle birlikte bastırıldı. Bir de bilgi yayın evinin bir çocuk kitabında bu anılardan Füsun Erbulak tarafından alıntılar yapıldı. Uçuç Böceği ile Delikır Kiracı ve Taş Arabası adı altında karikatürlü yazılarını içeren iki kitabı Parantez yayınlarından çıktı. Şu ara Yalvaç Ural kapsamlı bir albümünü hazırlamakta.
Ödülleri: Altan Erbulak 'ın gazetecilik ve karikatürlerinden ötürü çok sayıda ödülü var.Oyunculuktan İlhan İskender ödülünü Küçük Sahnede oynadığı İkinci Baskı'daki Canavar Cafer rolü ile.(Buradaki kabadayıyı Kahvedekilerle sohbet ederek çalışmıştı. Sustalının nasıl açılıp kapanacağını öğrenmek istediğinde,kendisine Dersi veren kabadayı, Olmadı,demiş.Bunu açınca kapatmayacaksın.) Ekspres Altın Heykel 1969 Ekspres Altın Heykel 1970 Ekspres Altın Heykel-Yılın en iyi erkek tiyatro sanatçısı 1971 İsmail Dümbüllü 1982-1983 yılının en başarılı sanatçısı Gazeteciler Cemiyeti- Türk Spor yazarları Derneği Spor Yazılarında 25.Yıl 1971