Esas adi Sıtkı Sezgin olan 1950 dogumlu sinema oyuncumuz. Oldukca sisman olan benden yapisi nedeniyle daha cok maskot benzeri karakterleri oynamistir. "OKSUZLER" filmindeki Sezercigin, essegini satin almaya calisan cocuk rolunun yani sira "ALEV" filminde gobek atan cocuk, "SEVGILI DAYIM" filminde Tarik'in bisikletini caldigi cocuk, "KIRALIK EV" filminde mahalleli cocuk, "ALMAN AVRAT 40 BIN MARK" ve "ALMAN AVRADIN BACISI" filmlerinde Ali Avaz'in oglu rollerinde gozukmustur. Kendisi en son 2001 yilinda Fethiye halk egitimi merkezi'nin destegiyle cocuklara yonelik "BAY PALYACO" oyunu ile sahne almistir 40 yıl boyunca, 300'den fazla Türk filminde oynamış olan Sıtkı Sezgin,yaşadığı sıkıntıları gururlu bir yaşam mücadelesi olarak yorumlamak yerine, gerçekçi pencereden bakıp şöyle konuşmuş: “Sanatçılar popüler dönemlerinde akan sudan kovalarını doldurmalı. Gazetelerde, televizyonlarda sık sık haber yapılıyor, "Bir dönemin ünlü sinema sanatçısı parklarda dileniyor" diye. Veya "Ünlü ses sanatçısı parkta bankların üzerinde yatıyor" diye. Bu gibi haberler hepimizi üzüyor, ama ünlü sanatçıların bu olayda kendi hataları da var. Şan, şöhret döneminde kazandıklarının hepsini yiyorlar, kumarda, at yarışında büyük miktarlarda para harcıyorlar. Yaşlanıp para kazanamaz hale gelince de çevrelerinde kimse kalmıyor. Sonra pişmanlık duyuyorlar, ama iş işten geçmiş oluyor. Albümlerdeki fotoğraflar, arşivlerdeki gazete haberleri karın doyurmuyor.Ben kazandığım paranın bir bölümünü biriktirip, şimdi kimseye muhtaç olmadan yaşıyorum. Devlet yaşlanan sanatçıların kalabileceği bir huzur evi kurmalı. Burada yardıma muhtaç veya yaşlı sanatçılar birlikte kalabilmeli. Burada kalanlar emekli maaşlarını veya gayrımenkul gelirlerini buralara vermeli, çark dönmeli. Bu konuda bazı girişimler oldu, ama bugüne kadar sonuç alınamadı. Sanatçılara kapılarını açan yardım kuruluşlarına da müteşekkirim.” Yeşilçam filmlerinde, bir zamanların 'Şişko Nuri' lakaplı olarak tanınan Sıtkı Sezgin, Samsun Büyükşehir Belediyesi Huzurevi'nde sevenlerini ağırlıyor.
1-Pİ Pi, Darren Aronofsky'ın yönetmenliğini yaptığı 1998, ABD yapımı bağımsız bir filmdir. 1998 Sundance Film Festivalinde En İyi Yönetmen ödülü almıştır.
Konu : Max, sosyal hayatı neredeyse hiç olmayan, matematik konusunda dahi bir bilgisayar uzmanıdır. Neredeyse tüm zamanını ev yapımı süper bilgisayarı "Euclid"in başında geçirmektedir. Max'e göre üç temel prensip vardır: 1- Matematik doğanın dilidir. 2- Herşey rakamlarla ifade edilebilir ve anlaşılabilir. 3- Doğada bazı kalıplar vardır. Max'in amacı da bilgisayarı yardımıyla doğadaki bu kalıplara ulaşmaktır.
Çalışmaları sırasında 216 haneli gizemli bir sayı ile karşılaşır. Yahudi bilimadamları Tanrı'nın isminin 216 haneli bir sayıdan meydana geldiğini düşünmektedirler. Tanrı'ya inanmayan Max, akıl hocası Sol'a danışır ve onun da Pi sayısını araştırırken 216 haneli bir sayı ile karşılaştığını öğrenir. Hocası Sol'un aksi yöndeki tüm ısrarlarına rağmen, Max her ne pahasına olursa olsun bu sayının sırrını çözmek istemektedir.
Resmi Sitesi : www.pithemovie.com
Ödüller : Film, 1998 Sundance film Festivalinde en iyi yönetmen ödülünü kazanırken Büyük Jüri ödülüne de aday oldu.
İlginç Not : Film, sadece 60.000 bin dolara çekildi. Bunun da büyük bir kısmı yönetmen Aronofsky'nin arkadaşları ve ailesi tarafından karşılandı.
Sinemafanatik Yorum : Çok küçük bir bütçe ile bu filmi çeken 30 yaşındaki Darren Aronofsky, başarısıyla büyük stüdyoların ilgi odağı haline geldi. Gerilimin etkisini arttırmak ve bir kabus havası yaratmak için filmi siyah beyaz çekmeye karar veren Aronofsky, birçok açıdan 1920'lerin korku filmlerindeki veya bir David Lynch filmindekine benzer bir etki yaratmayı başarmış.
Film ayrıca dünyadak bazı kavramlara da ilginç açıklamalar getiriyor. (İbranice'de her kelimenin bir sayısal karşılığı var. Baba'nın karşılığı olan "3" sayısı, annenin karşılığı olan "41" sayısı ile toplandığı zaman çocuğun karşılığı olan "44" sayısına ulaşılması gibi.)
Genellikle 100 milyon dolarlık bütçeleriyle, ILM ve Digital Domain gibi büyük özel efekt şirketlerine yaptırılan gözalıcı efektlere sahip filmleri sıkça gördüğümüz şu günlerde, "Pi" bir bilimkurgu filminde az rastlanan bir şekilde izleyicinin gözüne ve kulağına değil, zekasına ve hayalgücüne hitap ediyor. Clint Mansel'in neredeyse hipnotize edici müziği ile Oren Sach'ın hızlı kurgusu bunlara eklenince, seyredeni adeta filmin içine çeken türden bir atmosfer meydana gelmiş.
Bağımsız olarak çekilen filmin bütçesi sadece 60.000$. Bu para yönetmenin ailesi ve arkadaşlarından topladığı yüzer dolarla birikmiş. Sonrasında Artisan Entertainment tarafından satın alınınca, katkıda bulunan herkes yatırımlarının karşılığı 150$ geri almış.
1998 yılı Sundance Film Festivali'nde Darren Aronofsky yönetmen ödülü kazanmış.
2-SARHOŞ ATLAR ZAMANI Bahman GHOBADI, Sarhoş Atlar Zamanı filminin çekimleri sırasında yapımcısının vaad ettiği parayı yatırmaması sonucu filmi tamamlamakta zorlanır. Yarı yolda bırakılan yönetmen bazı eşyalarını satmak köydeki herkesten borç istemek zorunda kalır ve filmi ancak bu şekilde bitirir.
3-Clerks (Tezgahtarlar) Kevin Smith, Clerks filmini çekebilmek için çok sevdiği “Spider Man” koleksiyonunu satar, kendi adına 10 tane kredi kartı çıkartır ve çalıştığı yerde aldığı maaşları biriktirir. 27,500$’lık bütçeyle çekilen filmin mekanı olarak ise Kevin Smith’in çalıştığı yer olan Quick Stop kullanılır. Patronunun ancak geceleri çekim yapmaya izin vermesinden ötürü, gece-gündüz anlaşılmasın diye film siyah-beyaz formatta çekilir.
Bu kadar borç altına girerek çekilen “Clerks” Kevin Smith’i hayal kırıklığına uğratmamış, mütevazi bir hayran kitlesi oluşturmuştur. Hatta filmden elde ettiği gelirle “Spider Man” koleksiyonunu bile geri almış, ama yine de şunu söylemeden edememiştir: “Aslında bu şekilde film çekmek bizim çok da önerdiğimiz bir yöntem değildir. Eğer filminiz başarıya ulaşmazsa, hayatınızın geri kalanı boyunca kendinizi ciddi bir borç altına sokabilirsiniz. Fakat diğer yandan biz “kendi filmimizi” çekebilmek için buna göz yumduk. Siz de senaryonuzun aynı şekilde su geçirmez olduğundan emin olmalısınız ”
4-BLAIR CADISI
Yalnızca 30.000 dolara mal olan ve sıradan bir el kamerasıyla sadece sekiz gün içerisinde çekilen film, hiçbir yapay unsura başvurmadan adeta korkunun doğasını ekrana yansıtmayı başardı.
Korku sinemasının belki de en rahatsız edici ve de ürkütücü filmlerinden biri olan The Blair Witch Project , kelimenin tam anlamıyla görünürdeki hiçlikten yola çıkarak, izleyicisini oldukça etkileyici ve de inandırıcı bir korku yolculuğuna çıkardı.
Florida Üniversitesinin iki yetenekli öğrencisi, Daniel Myrick ve Eduardo Sanchez, senaryosunu, yönetimini ve kurgusunu kendilerinin gerçekleştirdikleri bu filmde, olağanüstü set tasarımlarına, profesyonel oyunculuklara, müzik ve özel efektlere yer vermeden seyirciye bir sonraki sahne için hiçbir ipucu vermeden gerçek bir korku atmosferi yarattılar.
1994 yılında Maryland ormanında kaybolan üç amatör belgesel sinemacının haberiyle başlayan The Blair Witch Project , bir sene sonra izleri bulunan bu kayıpların çektikleri video görüntülerinden oluşuyor. Bu anlamda seyirciyi Acaba bunlar gerçekten oldu mu ? gibi kuşkulu sorulara sevk eden film, yarattığı ikilemi başarıyla pazarlayarak oldukça büyük bir hasılat elde etti.
200 yıldır meydana gelen gizemli olaylardan dolayı kötü bir efsanesi olan Marylanddeki Kara Tepeler Ormanı, 21 Ekim 1994 tarihinde Heather Donahue, Joshua Leonard ve Michael Williams adındaki üç meraklı genci konuk eder. 1999 yılında Sundance Film Festivalinde keşfedilen The Blair Witch Project , kısıtlı imkanlar içerisinde, dar bir kadro ve yalnızca High-8 el kamerasıyla neler yaratılabileceğini göstererek genç ve profesyonel sinemacılara iyi bir ders verdi. Ayrıca sadece hayal gücü ve doğanın sentezinde kurgulanan bir filmin, herhangi bir yapay korku objesine gerek kalmadan umulmadık derecede insanları korkutabileceğini ispatladı.