Nostaljimiz...

20/1/2009 - BİT PAZARI...

Kategori: Bit Pazari

KOLLU DİKİŞ MAKİNESİ

 


30-40 sene öncesinin dikiş makinesi... Çok net hatırlıyorum, bundan babaannemde de vardı. Annemle birlikte bayramlık kıyafetlerimizi bu makine ile dikerlerdi. Sağ elle kol çevrilerek iğnenin aşağı yukarı hareket etmesi sağlanır, sol elle de kumaş sürülürdü. Sonra bu makinelerin pedallısı çıktı. Kol yerine pedal kullanıldı. Ayağınızla pedalı ileri-geri hareket ettirerek iğnenin hareketi sağlanırdı. Şimdilerde de, bildiğiniz üzere elektikle çalışan ve proglamlanabilen, dikişten hariç nakış yapıp düğme iliği açabilen makineler var.

Gır-Gır

 

 

 
Çalı süpürgesinden sonra, elektirk süpürgesinden önce icat edilmiş, demir saplı, altında iki adet döner fırçası bulunan dikdörtgen formlu bir termizlik aleti...
O yıllarda çalı süpürgesinin yerine geçen büyük bir yenilik olduğu için, patentli bir marka olan "Gır-Gır" bu tür süpürgelere verilen genel bir isim olmuştu. Sapından tutarak ileri-geri hareket ettirilmek suretiyle altındaki fırçalar hareket eder, döşemedeki süprüntüleri toplar. Sanırım bu esnada çıkardığı ses itibariyle bu isim verildi. Hatta reklam sloganını halâ hatırlıyorum:
"Gır-Gır giren eve, dırdır girmez". 

Çok daha sonraları, yani elektrik süpürgeleri yaygınlaşmaya başladıktan sonra, plastik ve sapsız mini el gırgırı yapıldı. Yemeklerden sonra, masa altına dökülen ekmek ve yemek kırıntıları bu yolla temizlendi.

Gır-Gır da hafızalarımızda yaşattığımız, o eski yıllara ait şeylerden biri. Artık gır gır yerine, şarjlı el süpürgeleri kullanıyoruz şimdi...

KUZİNE

 

 

Bugünlerde sobalı evlerde bile bulunmayan, hem fırın hem de ocak olarak kullanılabilen, hayal meyal hatırladığım bir soba... İçinde pişen böreğe büyükanne sevgisinin de eklenmesiyle, parmaklarınızı da yiyebileceğiniz mükemmel bir buluştu bana göre. Üzerinde gün boyu cızırdayan içi su dolu güğüm, hemen yanı başında kaz veya hindi kanadından yapılma kül süpürgesi... Lapa lapa yağan karın altında saatlerce oynayıp üşüdükten sonra onun çıtırtısıyla kendine gelmek gibisi yoktu. Gece yatmadan önce pijamalarımız kuzinenin önünde ısıtılıp öyle giydirilirdi. Üzerinde kestane pişirilir, elma-portakal kabukları kurutulurken, odanın da mis gibi kokması sağlanırdı. Pazar kahvaltılarında kuzinenin üzerinde kızartılıp tereyağ sürülerek yenen ve yine kuzinenin kendisinde pişirilmiş ekmeğin kokusu halâ burnumdadır. Kısacası; hem bizi hem içecek ve yiyecekleri ısıtan, ama asıl önemlisi başına toplanarak tatlı sohbetlerin yapıldığı, masalların anlatıldığı o zamanların özlemle hatırlanan ısınma aracı...
Zamanla kuzinelerin yerini içi tuğlalı sobalar, döküm sobalar, kovalı sobalar almaya başladı. Şimdi çoğu ev doğalgazla ısınıyor. Biz de böylece hayallerimizde yaşatıyoruz kuzineyi. Kim bilir daha neleri silecek bu dünya hayatlarımızdan...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Nostalji adına aradığınız herşey burada...

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Eğitimci
Magazin

Kategoriler

Arkadaşlarım

hussoloji
sinefil78
ikokmen
cembuyukkaya
supermagazinci
arakarne
insankokusu
megamagazinci
gulenbebekler
adanzyehersey

Zirve100 Toplist
site ekle


MusicPlaylist
MySpace Music Playlist at MixPod.com